Tat'lıyız biz, Gelişime Önem Veririz…

Archive for the ‘Açık İletişim’ Category

İçten ve Sıfırdan Başlayan bir Dinleme

Size bir iş yemeğimden bahsetmek istiyorum: Konuğumla gelmeden, özel bir masada oturabileceğimizden emin olmak için restorana erkenden gittim. Beklediğim konuk büyük bir şirketin yöneticisiydi ve benim en önemli müşterimdi. Çalışma takımımın nasıl olduğuna, onların çalışmalarını nasıl bulduğuna dair geri bildirim almak için; onun önceliklerini, konuşulması gereken konuları ve karşılıklı olarak değerlerimizi nasıl arttıracağımızı konuşmak için bu müşterimden bir randevu talep etmiştim. Ayrıca bu müşterimden önemli bir ricada bulunmam gerekiyordu. Anlayacağınız yoğun bir gündemim vardı ve bahis olunacak konuların maddi boyutu çok yüksekti. Müşterimi fazlaca bir dikkatle dinlemek için hazırdım. İçten ve sıfırdan başlayan yani daha önce hiç karşımdaki insanı dinlememiş, ona ya da söyleyeceklerine dair hiçbir yargıya sahip olmadan özenli ve dikkatli bir dinleyici olmak için oradaydım.

Muhtemelen siz de dinlemenin değerini ve önemini benimseyenlerdensiniz. Bu nedenle de tamda şimdi, sadece dinlememenizi öneriyor yani sizi dinlemeyi kesmeye/bırakmaya davet ediyorum. Sadece dinlemek yerine, içten olacak şekilde sıfırdan dinleyen bir dinleyici olmaya başlamanızı öneriyorum. Peki, bu nasıl bir fark gösterir ya da yaratır? Değişiklikler oldukça ince ve pek göze çarpmaz yani küçük davranış değişimleri ve değişiklikleri söz konusudur. Fakat bu küçücük farklara verilen tepki(ler) oldukça şaşırtıcı olacaktır. Örneğin; gerçekten ve içten dinlediğiniz insanlar, kendileriyle ilgili şeyleri anlayacak, kendileriyle ilgili daha iyi hissedecek, değeri yoğun olan şeyler ortaya çıkaracak, sizi arayacak, sizi karizmatik bulacak, mükemmel derecede hoşsohbet biri olduğunuzu düşünecek, size olan güvenleri ve bağlılıkları artacaktır. Bu nedenle, sıfırdan ve derinlikli bir dinleyici olmanın ne anlama geldiğini ve aşamalarını anlamak için parça parça bunu analiz etmek zorundayız:

Dinleyen bir varlık olma: Dinleme, yaptığınız birçok şey gibi bir aktivitedir. Dinleyen bir varlık olma insan olmanın, var olmanın bir parçasıdır. Dinleme çaba gerektirir; dinleyen bir varlık olma ise var olmayı gerektirir. Yani dinleyen bir varlık olarak, bir başkası için (konuşan bir insan için) siz kendinizi o kişi bakımından tamamen görünür kılıyorsunuzdur. Dinleyen ya da dinleyebilen bir varlık olma, bencil olmayan, özverili ve cömertçe bir şeydir. Kısacası bu özellik bizlere verilmiş, bahşedilmiş bir hediyedir.

Sıfırdan, karşıdakine ve söylenenlere dair hiçbir yargı var etmeden dinleme: Sıfırdan başlayan yani yargısız bir dinleyici olurken, karşınızdakinin yarattığı şeyden başka bir şey yaratmak ya da var etmek için hakkınızdan vazgeçmeniz gerekir. Başka birinin sizi durdurmak ya da kesmek için hazırlandığını hissetmeden önce düşüncelerinizin sadece yarısını aktarmış olduğunuz zamanları derinlemesine düşünün. Bu insanlar ne düşündüklerini size söylemek konusunda oldukça endişelidirler ve bu nedenle düşüncenizi tamamlamanıza izin vermezler. Bu duruma karşın ise tam da bu noktada, siz söylemek istediğiniz şeyi sonuna kadar bitirene değin, hazırlanma, bir yanıt verme ve hatta söylenecek şeyin ne olduğu konusunda düşünme hakkından vazgeçen biriyle bir konuşma yaptığınızı hayal edin, bir düşünün. Sizce de bu inanılmaz bir şey değil mi?

Derinden, içten dinleme: Söylenen şeyler üzerine odaklanmaya çalışırken beyniniz dış sesleri filtreleme ve engelleme ile zonklayıp durur. Böylesi bir ortamda çatılmış kaşlar, kırışmış alınlar ve düzenli kafa sallamalar karşıdaki kişiye “sizi dikkatle dinliyorum”un dışsal ifadeleridir. Ancak bütün bu konsantrasyon aktiviteleri dikkatinizi daha fazla dağıtır. Bu durum, görünüşte yani dışta var olan bir dinlemenin olduğunun ancak içte, derinlerde tam bir dinlemenin söz konusu olmadığının göstergesidir. Derinden yani içten dinlediğinizde kesinlikle her şeyi anlarsınız. Ayrıca çevrenizdeki ince seslere kendinizi açarsınız, söylenenin gerçekten ne olduğunu daha iyi içselleştirir ve de kavrayabilirsiniz. Bu mantığa aykırıymış gibi görünebilir fakat bunu deneyin. Karşınızdaki insan ya da insanlar konuşmasını bitirdiği zaman birkaç saniye bekleyin. Böylece onlara söyledikleri şeyleri değerlendirmeleri ve daha sonra söyleyecekleri şeyleri formüle etmeleri için zaman vermiş olacaksınız. İşiniz sessiz bir ortam sağlamak ve de formüle edilebilir ve paylaşılabilir ilave düşüncelere açıklık getiriyormuş gibi davranmaktır. Bu tür ikinci ve üçüncü dereceden düşünceler en derin ve en değerli olanlardır. Maalesef bu gerçek, günümüz dünyasında nadiren bilinir ve gün yüzüne çıkabilir. Aşağıda sıralanan beş basamağı takip ettiğinizde dinlemeyi bırakma ve dinleyen biri olma zamanını rahatlıkla bilebilirsiniz:

· Tamamen hazır ve rahat olun ve de tam olarak olmayı seçtiğiniz yerde olun;

· konuşan insanlar için büyük ve yargılardan bağımsız bir şeffaflık yaratma konusunda kendinizi ayrıcalıklı hissedin. Böylece insanlar, nadiren başkalarıyla bir şeyler yapma şansına sahiplermiş gibi kendilerini sizin için oluşturabilirler;

· karşınızdaki insanların düşüncelerinin ardında yatan fikirlerin ne olduğunu öğrenme konusunda meraklı olun. Kısacası söyledikleri şeyin ardında ne olduğunu ve ayrıca niçin bu yolla ifade ettiğini ve de niçin bu zamanda ifade ettiğini öğrenme konusunda meraklı olun.

· Cömert ve sabırlı olun. İnsanlar bir fikri tamamlarken, sadece karşınızdaki kişinin ilave düşünceleriyle bozulan saniyelik sessizlikleriniz olsun. Şöyle ki, onlar sizin ne düşündüğünüzü sormadan önce sizinle paylaşmak istedikleri üç paket olduğunu varsayın; ve

· size ne düşündüğünüz sorulduğu zaman, cevabınız ile ilgili düşünmek için birkaç saniye duraklayın çünkü mevcut durumda önceden şekillenmiş fikirler ya da görüşlerden yoksunsunuzdur. Cevabınız veya yanıtınız genellikle bir deneme formunda olacaktır çünkü fikir beyan ettiğiniz alan veya konuyla ilgili daha derin bir araştırma yapmak istersiniz.

Peki, bu dinleme şekli ya da yöntemi bu denli değerli ise neden bu kadar nadirdir?  Narsist ve bencil insanlar (kimi zaman hepimiz öyleyiz), söylenen şeyin, kendileri için ne anlama geldiği bağlamı dahilinde yani “Bu benim için ne anlama geliyor? mantığıyla dinlerler. Güvensiz insanlar ise normal zamanlarda duydukları şeyi dinliyormuş gibi yaparak süreci ilerletirler. Böylece çok hızlı bir şekilde karşılarındaki kişiye cevap verebilir ve entelektüel bir sahtekar olarak keşfedilmekten kendilerini korumuş olurlar. Oyuncuların yani rol yapanların ise kronik olarak çevresinde ceplerini (ekonomik çıkarlarını) sarsacak biri ya da birilerinin olma olasılığından dolayı dikkatleri dağılır çünkü onlar için cepleri konuştukları, iletişime geçtikleri insanlardan daha önemlidir.

Günümüzde, teknoloji alanındaki şaşırtıcı gelişmeler, kinetik bir dünyada aşırı bağlılığın var olduğu hissi uyandırmakta ve aslında bizi bu konuda yanıltmaktadır. Ancak, gerçekte bağlantı kurma ya da bağlanabilirlikteki yükseliş, yalnızlık oranındaki artışla doğrudan orantılıdır. Şimdilerde daha fazla insan çevresiyle iletişime geçmeden eğlenmeyi öğreniyor. İçten bir şekilde sıfırdan dinleyen bir varlık olmanın pratik yolu bir kişiye şu basit soruları sormaktır:Yaşayan bir varlık olarak sana benzemek nasıl bir şey? Senin için açık veya net olan nedir? İlişkimizle ilgili bana benim bilmediğim bir şeyler söyleyin. Bu beş basamağı takip edin ve etki için bunları güçlendirin. İçten bir şekilde sıfırdan başlayan bir dinleyici olarak, başkalarıyla konuşulabilen, paylaşılabilen ve onların en samimi duygu ve düşüncelerinin ifadelerinde güven hissettirebilen bir açıklık yaratabilirsiniz.

Size yukarıda bahsettiğim geceye tekrar dönecek olursam; restoranda konuğum, içten, hassas ve tamamen doğal bir şekilde bana yanıtlar verdi. Projelerimizle ilgili konuştu ve gelirimizi arttırmak için yapabileceğim değişiklikleri görmemde bana yardım etti. Bana patronundan dolayı hissettiği baskıyı anlattı. Daha sonra isteklerinden bahis etti ve bu işten sonra hayatında yapmak istediği şeylerden ve planlarından söz etti. İki saat sonra birbirimize hoşça kal derken, ben çok az şey anlatmama ve misafirimin yemeği büyük oranda kalmasına rağmen, misafirim olağanüstü sohbet ve yemek için bana bolca teşekkür etti. İlişkimiz daha şeffaf, güvenin daha fazla olduğu ve özenin arttığı bir aşamaya geldi. Bir sonraki gün ondan ricada bulunduğum şeyi halletti. Bu nedenle size de içten ve sıfırdan başlayan bir dinleyici olmayı, karşıdakine ve söylediklerine dair hiçbir yargıda bulunmadan onu dinlemenizi tavsiye ediyorum. Birçok insan bu dinleme şeklini arar ve bulmaya çalışır. Ve bunu sizde buldukları zaman, size kendi kaygılarını ve fikirlerini, değerli geri bildirimlerini ve övgülerini, sıkıntılarını ve değerlerini, en derin korkularını ve en yüksek umutlarını anlatır, sizinle paylaşır, size adeta onları sunarlar. Böylesi bir durumda, insan ilişkilerinde, dostluklar ve benzeri her alanda ödülleriniz muazzam olacaktır.

Chris J. McGoff, The Clearing’in Kurucusu ve “The PRIMES: How Any Group Can Solve Any Problem”ın yazarı.

Geri Bildirim Verirken …

1. Belli Derecelere Yönelmek: Çalışanıların tamamına yüksek vermek, tamamına düşük vermek veya herkese ortalama puan vermek gibi 3 şekilde görülmektedir.
Öneri: Bunu engellemek için çalışanın performans dağılımının normal dağılım eğrisine uygun olarak dağılmasını sağlamak.
2. Hale Etkisi: Belirlenen performans kriterlerinin tamamını dikkate almak yerine, daha başarılı veya daha başarısız olduğu belli bir performans değerleme kriterinin etkisinde kalarak değerlendirmek..
Öneri: Değerlemeyi kriter kriter yapmak, değerlemede her kriterin ağırlığını dikkate almak
3. Son Olayların Etkisinde Kalmak: Performansı değerlendirirken değerleme döneminin tamamını dikkate almak yerine son ay, hafta veya günlerdeki performansını dikkate almak.
Öneri: Performans değerleme döneminde kritik olayları yer ve zamanı ile not almak, bilgi ve verileri kullanmak.
 4. Kontrast Hatası: Çalışanın performansını değerlendirirken bir önceki çalışanın performansının etkisinde kalmamak. Değerlemeyi yaparken önceki çalışanlardan bağımsız değerleme yapmak.
Öneri: Bir kritere göre tüm çalışanı değerlendirdikten sonra diğer kritere geçiniz. Çalışanları bir bütün olarak genel değerleme yerine krite rlere göre değerleyiniz.
5.Kişisel Önyargılar: Performans Değerleme sırasında kişisel önyargılar ve duygusal değerlendirmelerden kaçınınız.
Öneri: Değerleme sırasında çalışanın performansına odaklanınız. Diğer faktörlerin etkisinde kalmamaya çalışınız.
Atıf (Atfetme) Hataları: Kötü performansın sorumluluğunu sadece çalışanda aramak veya üstün performansının nedenini çalışanın dışındaki faktörlerde görmek. Yani, sonuçlar kötüyse, kabahat kesinlikle çalışanın, sonuçlar iyi ise, nedeni kesinlikle iyi yönetim, diğer çalışanlar veya ortam diye düşünmek

Video

Ernesto Sirolli: Birine yardım etmek mi istiyorsun? Kapa çeneni ve dinle!

Bütün iyi niyetli yardım kuruluşu çalışanları bir problemden haberdar olduklarında; gidip sorunu halledebileceklerini düşünür. Bu, Ernseto Sirolli’nin eğlenceli ve coşkulu konuşmasında, çaylaklara, insanlara yardım etmenin ilk adımı olarak dinlemek ve onların kendi girişimci ruhlarından faydalanabilmesini öneriyor.

EQ – Duygusal Zekanızı Merak Ediyor musunuz ?

Hadi O zaman, Başlıyoruz :)

1. Uçaktasınız ve uçak aniden bir hava boşluğuna girip bir o yana bir bu yana sallanmaya başlıyor. Böyle bir durumda ne yaparsınız?

a) Elinizdeki kitap ya da dergiyi okumaya devam edersiniz veya oynamakta olan filmi seyreder ve hava boşluğuna fazla önem vermezsiniz.
b) Acil durum konusunda gözünüzü açık tutar dikkatlice kabin görevlilerini izler ve acil uyarı yönergesinde yazanları okursunuz.
c) Hem “a” şıkkındaki hem de “b” şıkkındakileri yaparsınız.
d) Emin değilsiniz, böyle bir duruma hiç düşmediniz.

2. Bir toplantıdayken bir iş arkadaşınız aslında sizin gerçekleştirdiğiniz bir işten dolayı övgü alıyor. Böyle bir durumda ne yapardınız?

a) Hemen ve insanların önünde arkadaşınızla yüzleşirsiniz.
b) Toplantı sonrası, iş arkadaşınızın yanına gider ilerde kendi işinizle konuşmadan önce sizi de haberdar etmesinin sizi memnun kılacağını ifade edersiniz.
c) Hiçbir şey yapmazsınız. Çünkü insanları topluluk önünde utandırmak iyi bir şey değildir
d) Arkadaşınız konuşmasından sonra insanların önünde sizin çalışmanıza değindiği için arkadaşınıza teşekkür eder, konu ile ilgili belirgin detayları ortaya koyarak nereye ulaşmak istediğinizi açıklarsınız.

3. Bir müşteri servisi temsilcisi olarak telefonda çok sinirli bir müşteri ile konuşmak durumundasınız. Böyle bir durumda ne yapardı

a) Telefonu kapatırsınız. Hiç kimse tarafından kötü muamele görmeye gerek yok.
b) Müşteriyi dinlersiniz ve neler hissettiğini anlamaya çalışırsınız.
c) Müşteriye nazik olmadığını, sizin sadece işinizi yapmaya çalıştığınızı, eğer memnun olmadığı bir durum mevcutsa başkalarıyla çalışabileceklerini ifade edersiniz.
d) Müşteriye kendisini rahatsız eden durumu anladığınızı, problemin çözümüne yönelik neler yapabileceğinizi sorarsınız.

4. Üniversitede öğrencisiniz ve ilerdeki hedefleriniz doğrultusunda bir dersten “A” Almayı umuyorsunuz. Fakat ara sınavda “C” notu aldınız. Ne yapardınız?

a) Notunuzu yükseltmek ve ileriki aşamaları geçmek için kendinize bir plan hazırlarsınız.
b) Sınavdan ne alırsanız alın kariyeriniz etkilemeyeceğini düşünürsünüz.
c) Kendi kendinize bu derste yaptıklarınız daha fazla düşünmeyip bunun yerine diğer derslere odaklanıp o derslerden yüksek notlar alma peşine düşersiniz.
d) Dersin profesörüne gidip daha yüksek not vermesi konusunda kendisiyle konuşursunuz.

5. Birçok farklı etnik ve kültürel değerlere saygılı bir kurumda yöneticisiniz. Kurumda bir çalışanın değerlerine uymayan bir şaka yaptığını işitiyorsunuz. Tavrınız ne olurdu?

a) Önemsemezsiniz. Bu tarz olaylara en iyi yaklaşım tarzı kayıtsız kalmaktır.
b) Bu kişiyi odanıza çağırır yaptığı davranışın uygun olmadığını, tekrarlanması halinde bir disiplin cezası verileceğini ifade edersiniz.
c) Bir konuşma yaparak bu tarz şakaların bu kurumda yeri olmadığını söylersiniz.
d) Bu kişiye kültürel çeşitliliklerle ilgili bir eğitim alması gerektiğini tavsiye edersiniz.

6. Telefonla satış yapan bir sigorta satıcısısınız ve 15 adet müşteriyi aramanıza rağmen eliniz boş döndünüz. Ne yapardınız?

a) Birkaç tane daha arar ve trafik sıkışıklığına yakalanmadan eve dönersiniz.
b) Her bir aramada yeni bir şeyler dener, azimle çalışırsızız.
c) Güçlü ve zayıf yanlarınızı listeler, satış becerinizi geliştirmeye çalışırsınız.
d) Özgeçmişinizi yenilmeye başlarsınız.

7. Aniden önüne çıkan bir başka araç dolayısıyla kızgın bir durumda olan arkadaşınızı sakinleştirmeye çalışıyorsunuz. Ne yaparsınız?

a) Ona bunu unutmasını her şeyin yolunda olduğunu söylersiniz.
b) Teybe onun sevdiği bir şarkı koyar onu rahatlatmaya çalışırsınız.
c) Diğer sürücüyü eleştirme konusunda ona katılırsınız.
d) Sizinde başınıza böyle bir olay geldiğini ne kadar sinirli olduğunu anladığınızı, fakat diğer sürücünün hastaneye gitmek için böyle bir duruma yol açtığını anlatırsınız.

8. Siz ve arkadaşınız bir tartışmanın içine girdiniz ve ikinizde birbirinize kızarak gerçekte ifade etmek istemediğiniz kişisel sözlü saldırılara başladınız. Bu durumda yapılacak en iyi şey sizce nedir?

a) Tartışmaya 20 dakika ara vermek
b) Sessiz kalmak, arkadaşınızın söylediklerine kayıtsız kalmak
c) Üzgün olduğunuz söyleyerek arkadaşınızın da sizden özür dilemesini istemek.
d) Bir an için durmak, düşünceleri toplamak, tartışmada kendiniz açısından kanıt olabilecek durumları ortaya koymak.

9. İşle ilgili bir probleme yaratıcı bir çözüm getirmeye çalışan bir takımı yönetme görevini aldınız. Yapacağınız ilk şey ne olurdu?

a) Bir günden oluşturarak toplantı çağrısı yaparsınız, konuyu parçalara ayırıp her bir konuyu belirli bir zaman diliminde incelersiniz.
b) Resmi olmayan toplantılar düzenleyerek takım üyelerinin birbirlerini daha iyi tanıması yolunda onları cesaretlendirirsiniz.
c) Her bir takım üyesine problemin çözümüne yönelik fikrini tek tek sorarsınız.
d) Beyin fırtınası toplantılarına başlar, her bir üyeyi konuyla ilgili, akıllarına gelen her şeyi çekinmeden ortaya koymaları yolunda onları teşvik edersiniz.

10. Genç bir yöneticiyi işe aldınız fakat kendisi en basit kararlarda dahi size sormadan karar veremiyor. Tavrınız ne olurdu?

a) Onun bu konuda başarılı olamayacağını kabul eder, bu göreve ilişkin yeni birilerini aramaya başlarsınız.
b) İnsan kaynakları yöneticisine gider bu genç yöneticinin bu kurumdaki yerini nasıl gördüğünü konuşursunuz.
c) Onun işinde kendine daha çok güvenmesi açısından karmaşık durumlar karşısında çok daha zorlu kararlar vermeye yönlendirirsiniz.
d) Üstesinden gelinebilecek ve yönetebileceği tecrübe ortamları yaratır, zor durumlarda yön göstericilik rolünü üstlenirsiniz.

TESTİN DEĞERLENDİRMESİ

Sorulara verdiğiniz cevaplar doğrultusunda aşağıdaki hesaplamayı yaparak yorumlara geçiniz:
Örn : 1. soruda “a” şıkkını , 2. soruda “b” şıkkını seçtiyseniz : 10 + 5 + …. şeklinde toplam puanınızı öğrenebilirsiniz.

1-   a:10   b: 10   c: 10   d: 0
2-  a: 0   b: 5    c: 0   d: 10
3-  a: 0   b: 5   c: 0   d: 10
4-  a: 10   b: 10   c: 5   d: 0
5-  a: 0   b: 5   c: 10   d: 5
6-  a: 0   b: 10   c: 5   d: 0
7-  a: 0   b: 0   c: 5   d: 10
8-  a: 10   b: 0   c: 0   d: 0
9-  a: 0   b: 10   c: 0   d: 5
10- a: 0   b: 5   c: 0   d: 10

75 – 100 puan arası
Tebrikler…Duygularınızı tanıma ve onları yönetmede, diğer insanların duygularını okuyabilme ve bunu yansıtabilmede etkili olduğunuzu söylenebiliriz. Ama gelişimin  sonu yoktur, unutmayalım :)

50 – 75 puan arası
Doğru yolda olduğunuz söylenebilir fakat duygusal zekanızı geliştirme adına daha yapılacak çok iş var. Duygusal tepkilerinizin farkında olmanız, uygun şekilde ifade edebilmeniz, amaçlara ulaşmak için odaklanmada daha etkili olmanız gerekiyor.

25 – 50 puan arası
Kendinize ve diğerlerine ait duygularınızı tanıyıp, ifade etmede, yönetmede çok daha fazla gayret gerekiyor. Hakim olamadığınız duygularınız sizin ve diğer insanların kırılmasına yol açıyor. Ama canınızı sıkmaya gerek yok. Çünkü duygusal zeka öğrenilip geliştirilebiliyor.

0 – 25 puan arası 
Dikkat !!! Duygularınızı bu kadar başıboş bırakmayın. Duygularınız mı sizi yönetiyor yoksa siz mi duygularınızı !!!

Alıntıdır…Uzman Psikolog Alanur Özalp’e aittir.

Egonuzu Başı Boş Bırakmayın…

egoEgonuz, başarınızın anahtarıdır. Kendi gözünüzdeki imajınızı ve özdeğer duygunuzu korumanıza yardımcı olur, kim olduğunuza ilişkin düşüncenizi oluşturur. Ne var ki egonuz bazen yolunuzun üzerinde bir engel de olabilir. Kendinize verdiğiniz önem gerçekte olanların üzerine çıktığında bu durum oluşabilir.
Kendinizi tehdit altında, suçlanmış, aşağılanmış ya da mahcup olmuş hissettiğinizde egonuz sizi gerçeği olduğu gibi anlamaktan alıkoyar. İnsanların size fırlattıkları “ego oklarına” bir tepki olarak egonuz, kendi gerçeğini  yaratır. Bu sahte “ego gerçeği”, olayı gerçekte olduğu gibi görmenize engel olur ve savunmacı bir tutum içine girmenize yol açar.
Egonuz yönetimi ele aldığı zaman size öykünün yalnızca yarısını; sizin o öyküyü gördüğünüz şeklini anlatır. Başka insanların algılamalarını ve olayın ardındaki gerçekleri sizden gizler. Yaşam oldukça karmaşık olduğu ve insanlar sürekli olarak size ego okları fırlattığı için egonuzun savunmaya geçtiği anların farkında olmanız gerekir. Egonuz sizi korumaya çalışmaktadır ama aynı zamanda gerçeği de gizlemektedir. Bu yüzden de dünya üzerindeki yerinizi doğru bir şekilde anlayamazsınız.
“Egonuzun yolunuza çıkmasına engel olma” fikri aslında egoya değer vermektir, çünkü eninde sonunda size yardım edecek, size yön gösterecek olan, egonuzdur.
Bundan sonra korku, tehdit ya da utanç hissettiğiniz ilk seferde kendinize aşağıda belirtilen şu üç soruyu sorun:
1. Durum gerçekten böyle mi yoksa bu benim tepkim mi? Kendinizi inceleyin. Algıladığınız durumun gerçek mi olduğunu, yoksa sizi “çileden çıkaran” birine verdiğiniz tepki mi olduğunu değerlendirmek için bir mola verin ve kendinizle baş başa kalın. Kendinizi incelemek için böyle bir zaman ayırmamanız kariyerinize, ilişkilerinize, ekip üyelerine ve başarınıza zarar verebilir. Egonuzun tepkisi beklediğiniz terfiyi almanıza ya da hayallerinizdeki işe kavuşmanıza engel olabilir.  Bu konularda karar verici konumlarda olan kişiler sizin egonuzu denetleyemediğinizi ve insanların sizi kışkırtmalarına izin verdiğinizi gördüklerinde daha fazla risk, tehdit ve sorumluluk içeren görevlerin altından  kalkabilecek olgunluk düzeyinde olmadığınızı düşünürler. Bunun sonucu olarak da sizi istediğiniz konumlara getirmezler.
2. Bu durum beni niçin bu kadar etkiliyor? Bu kez dış koşulları inceleyin. Olabildiğince tarafsız olun, bir an için kendi duygularınızı unutarak mevcut durumun niçin sizde bir ego tepkisini tetiklediğini anlamaya çaba gösterin. Eğer olanak varsa kendinizi durumun dışına çıkararak sakin bir zaman dilimi içinde olayları yeni baştan düşünün. Beynimizde iki yol vardır: yan yol ve ana yol. Yan yola çıkmak 15 mikro saniye, ana yola çıkmak ise 100 mikro saniye sürer. Bu da tepki vermeden önce kendinizi yakalamanız için yeterince uzun bir süredir. Bu nedenle tepkinizin savunmacı olması ve doğrudan yan yola sapması yerine onu ana yola gönderebilir ve duygusal zekanızı tetiklemesini sağlayabilirsiniz.
3. Ben böyle hissediyorsam diğer insanlar da böyle mi hissediyordur? Durumdan olumsuz etkilenen tek kişinin siz olmadığınızdan emin olmak için çevrenize bakın. Eğer başkaları da aynı duygular içindeyse hiç kimsenin aşırı tepki vermemesini sağlamak için durum hakkında konuşmanız gerekir. Çevrenizdekilerden birine “Bu durum benim için utanç verici (tehdit edici, ürkütücü). Sen de aynı şeyi hissediyor musun?” diye sorabilirsiniz. Kendinizi güvende ve sağlam hissetmek istemeniz normal olmakla birlikte tüm öyküyü egonuzun yazmasına izin vermeyin. Egonun rolü güvende ve belirli işleri yapma motivasyonuna sahip olmanızı sağlamaktır ama başka insanlarla birlikte çalışırken kendi duygularınız geçerli tek duygusal durummuş gibi davranmak doğru değildir. Eğer uygun ise kendinizi referans almaktan vazgeçip başkalarına dönün. Kendi dışınıza bakarak içinizde neler olup bittiğini doğrulayın.
Egonuzu denetim altında tutmak için sizi nelerin çileden çıkardığının farkında olun. Bunun için bir koçla çalışabileceğiniz gibi korku, tehdit ya da utanç hissettiğinizde yukarıdaki üç soruyu kendinize sorarak olumlu yönde adım da atabilirsiniz. Egonuzu ne kadar denetim altında tutabilirseniz o kadar başarılı olursunuz.

Mike Jay iş koçu, danışman, girişimci ve COACH2 THE BOTTOM LINE adlı kitabın yazarıdır.

Mike Jay

.

Dale Carnegie’den 11 Basit Öneri

Dale Carnegie , Amerikalı yazar , kişisel gelişim ve iletişim  uzmanıdır; günümüzde insandaki potansiyel gücü açığa çıkarmaya çalışan hareketin ve düşüncelerin öncüsüdür.

İşte istediğini elde etmek isteyenlere Carnegie’den 11 öneri…

1-ŞİKAYET VE SUÇLAMADAN KAÇININ Bugüne kadar psikolojide yapılan tüm araştırmalar; eleştiri, suçlama ve şikayetin kişi davranışları üzerinde olumlu değil, olumsuz etki yaptığını ortaya koyuyor. Dünyaca ünlü psikolog B.F. Skinner, hayvan eğitiminde istenileni yaptırmada ödüllendirmenin cezalandırmadan daha etkili olduğunu kanıtladı. Sözünü ettiğim bu durum insanlar için de geçerli. Birilerini eleştirerek kalıcı değişimler yaratamazsınız. Olumlu yanları da ortaya koyarak önerilerde bulunmayı deneyin.Bir diğer ünlü psikolog Hans Selye, “Onaylanmaya ne kadar açsak, kınanmaktan da o kadar ödümüz kopuyor” diyor. Eleştirmek hiçbir şeyi düzeltmediği gibi sorunları da derinleştiriyor. Zorla yaptırılan işler içselleştirilemediği için hatalara açık hale geliyor. Geliştirilemiyor.

2-ELEŞTİRİRKEN DİKKAT EDİN Mutlaka birini eleştirmek durumunda kalırsanız, bu durumda konuşmaya, doğrudan o kişiyi eleştirmekle başlamayın. Önce kendi hatalarınızı dile getirin. Ardından başkalarına yönelik eleştirileri gündeme taşıyın. Birkaç yıl önce henüz iş hayatına atılmış olan yeğenim Jozefin Carnegie’yi bir noktada eleştirme ihtiyacı duymuştum. Kendi kendime, “Sen onun yaşındayken daha fazla hata yapıyordun” dedim. Ona yaptığı hatayı anlatmak istediğimde de “Ben de senin yaşındayken bu tür hatalar yapıyordum. Tecrübe kazandıkça bu hataları yapmamaya başlayacaksın. Ama bu işi şöyle yapsaydın daha iyi olmaz mıydı?” diye küçük bir konuşma yaptım. Böyle kendi hatalarınızdan bahsetmeniz, başkalarını hatalarını kabul etmeye teşvik eder.

Bu yöntemi tarihte birçok strateji bilen birçok devlet adamı da kullandı. Örneğin, Almanya Şansölyesi Von Bulow, 1909 yılında Kayzer 2′inci Vilhem’i sakinleştirmek için önce kendini onun karşısında yerip sonra yapılan hataları dilE getiriyor, ardından da Kayzer’e övgüler diziyordu. Bu şekilde sinirli yapısıyla ünlü Kayzer’in bile dostluğunu kazanmıştı.

3-SAMİMİ OLUN, DEĞER VERİN Başarının en büyük etkenlerinden birini, karşınızdaki insanlara istediğinizi yaptırabilmek oluşturur. Bunu yapabilmenin en iyi yolu da onları tehdit ederek değil istediklerini vererek gerçekleşir. Amerika’nın ünlü filozoflarından John Dewey, insanın doğasında bir şeyin çok önemli olduğunu belirtiyor: “Önemli olma isteği”. Lincoln de “Herkes komplimandan hoşlanır” derdi.

Psikologlar kendini önemli hissetmenin, insanları hayvanlardan ayıran özelliklerden biri olduğunu sıklıkla dile getiriyor. İş ve sosyal hayatta başarı elde etmek istiyorsanız, iş yaptığınız ve iletişim kurduğunuz kişilere değer vererek onların önemli olduğunu hissettirin.Amerika’nın en çok kazanan yöneticilerden biri olan US Steel şirketinden Charles Schwab’ın çok yüksek bir ücret almasının arkasında yatan neden, sadece işini çok iyi bilmesi değildi. Onu değerli yapan özelliği, iş arkadaşlarıyla samimi ve dürüst bir iletişim kurmasıydı. Onlara değer verdiğini hissettirirdi. Schwab, “Bu şekilde onları işlerini daha iyi yapma konusunda cesaretlendiriyorum. Çalışma isteklerinin daha üst seviyelere gelmesine yardımcı oluyorum. Değer verildiklerini hissettikleri için şirkete bağlılıkları da artıyor” diyor.

4-İSİMLERİ HATIRLAYIN VE KULLANIN Her dilde en iyi davranış biçimi, kişilere isimleriyle hitap etmek olarak kabul ediliyor. Kişilerin isimlerini hatırlamak ve kullanmak onlara değer verildiğini göstermenin en basit yöntemi. İsim hatırlamak bazen inanılmaz başarılar kazandırabilir.

Jim Farley, babası öldüğünde henüz 10 yaşındaydı. Çalışmak zorunda olduğu için okula gidemedi. Ancak, isim hafızası onu çok yüksek bir pozisyona, çok önemli bir başarıya taşıdı. 50 bin kişinin ismini hatırlama yeteneği olan Farley, politikaya atıldı. Roosevelt’in başkanlık kampanyasında çalıştı. Kampanyanın başarısında onun karşılaştığı herkese isimleriyle hitap etmesi ve ardından her birine özel mektuplar yazması da etkili oldu.

3′üncü Napolyon da güçlü iletişim kurmada isimleri hatırlamanın ve kullanmanın önemini kavramış bir devlet adamıydı. Bu konudaki hassasiyetiyle bilinen Napolyon, isimleri hatırlamak için kağıda yazıyor, ardından onlarla ilgili çalışmalar yapıyor ve görsel hafızasına kaydetmeye çalışıyordu.

5-GÜLÜMSEMEYİ İHMAL ETMEYİN New York’ta Central Park’ta verilen bir ziyafete katılmıştım. Misafirler arasında çok varlıklı bir kadın vardı, üzerindeki kıyafet ve takılardan orada iyi bir izlenim bırakmak istediği anlaşılıyordu. Ancak, bu kadın, herkesin bildiği bir şeyi anlamamıştı: Bir insanın yüzünde taşıdığı ifade, sırtında taşıdığı giysiden daha önemlidir. Ohio’da bir şirketin bilgisayar departmanında yönetici olan Robert Cryer, bir pozisyon için eleman arıyordu. Cryer, en sonunda genç, doktorasını tamamlamış ve şirketin ihtiyaçlarını karşılayan birini buldu. Birkaç telefon görüşmesinden sonra genç, Cryer’ın teklifini kabul etti.

Cryer, daha sonra aynı dönemde bu gencin birçok iyi şirketten teklif aldığını, ancak onları kabul etmediğini öğrendi. Ona neden diğer iyi şirketleri seçmediğini sorduğunda da şu yanıtı aldı: “O şirketlerdeki kişilerle konuştuğumda, şirketin çok soğuk ve iş odaklı olduğunu gördüm. Ancak, sizin konuşma şekliniz ve davranışınız beni gerçekten bu şirketin bir parçası yapmak istercesine sıcaktı. Bu nedenle sizi seçtim” dedi.

Eğer verimli bir iş ortamı yaratmak istiyorsanız, çalışanlar ve iş arkadaşlarınızla konuşun, onlara gülümseyin. Bu yaklaşım hem iş ortamını daha huzurlu kılar hem verimi artırır.

6-İYİ BİR DİNLEYİCİ OLUN Harvard Üniversitesi’nin ünlü profesörlerinden Charles W. Eliot, “Başarılı iş görüşmesi için çok önemli bir sır yoktur. Karşıdakini tüm dikkatinizle dinlemek sizi bir adım öne taşıyacaktır” diyor. Bu sadece iş görüşmesinde değil, iş yapış biçimlerinde de etkili bir unsur. Öyle şirketler biliyorum ki, reklam harcamalarına milyonlarca dolar harcar, ciddi mağaza yatırımı yapar, iyi satış elemanları aldığını düşünür. Ancak, o satış elemanları müşteriyi dinlemediğinde yapılan tüm yatırım boşa gider. İşini iyi bilen her şeyden önce müşteriyi dinleyerek anlamaya çalışan bir satış görevlisi ise bazen şirketleri büyük kayıplardan koruyabildiği gibi şirketin imajını pozitife çevirir.Şirketiniz ya da kendi özel ilişkileriniz için iletişim yeteneğinizi geliştirmek istiyorsanız iyi bir dinleyici olmanız gerekiyor. Bu da kişiyi dinliyormuş gibi davranarak değil, gerçekten ilgilenerek dinlemeniz demektir. İyi bir dinleyici olduğunuzu da karşınızdaki anlatıcıya ilgili soruları sorarak ve pekiştirici yorumlarda bulunarak gösterebilirsiniz.

7-İLGİLİ DAVRANIN Arkadaş ya da çalışanlarınızın, ilgilendikleri konularla ilgili olarak sizinle konuşmasını sağlayın. ABD’nin eski başkanı Roosevelt, çok yönlü oluşuyla da ön plana çıkan bir devlet adamıydı. Kimle karşılaşırsa karşılaşsın, onun ne iş yaptığını, ona ne söyleyeceğini bilirdi. Çünkü, görüşeceği kişilerle bir araya gelmeden önce hangi konuyla ilgilendiğini tahmin eder, geç saatlere kadar bu konu üzerinde yazılan eserleri gözden geçirirdi.

Roosevelt, her lider gibi insanların ilgilendikleri konular hakkında söz söylemeyi sevdiklerini, birinin kalbine girmenin en kolay yolunun onu ilgilendiren konular üzerine konuşmak olduğunu düşünürdü.

Yale Üniversitesi Profesörü William Lyon Phelps de, iletişim kurulacak kişinin ilgi alanlarını bilmenin ve bunu ortaya koymanın önemli olduğunu belirtiyor. Bu konuda kendi deneyimini şöyle paylaşıyor: “Sekiz yaşımdayken teyzemin evinde orta yaşlı bir misafiri vardı. O dönem gemilerle çok ilgileniyordum. Bu misafir gemilere ilgimi fark edince benimle bu konuda konuştu, birçok şey anlattı. O gittikten sonra teyzemden onun bir avukat olduğunu öğrendiğimde çok şaşırdım. ‘O zaman neden bana hep gemilerden bahsetti?’ diye sordum. Bunun üzerine teyzem, ‘Çünkü o bir centilmendi, senin gemilere karşı olan ilgini anladığı için seni ilgilendirecek olaylar üzerinde konuştu ve bu şekilde kendisini sana sevdirdi’ dedi. O dersi hayatım boyunca unutmadım.”

8-ÖNEMLİ OLDUKLARINI HİSSETTİRİN Başkalarına önem vermek ve bunu ön plana çıkarmak, bazen başarıda kilit nokta olabilir. Bunu kendi yaşadığım bir örnekle açıklamak istiyorum. Bir gün eşimle akraba ziyaretine gittik. Bu ziyaret sırasında eşim, beni yaşlı bir akrabasıyla bırakıp gitmek durumunda kaldı. İlk etapta o kişiyle ne konuşacağımı, nasıl zaman geçireceğimi bilemedim. Daha sonra evinden ve geçmişinden sohbet etmeye başladık. O anlattı, ben ilgiyle dinledim. Aşk evliliği yapmıştı, eşinin ölümünün ardından koca evde bir başına kalmıştı. Konuşmamız bittikten sonra bana eşinin arabasını vermeyi teklif etti. Ben kabul edemeyeceğimi söyledim. Bunun üzerine, “Bu arabanın özellikle senin gibi beni ilgiyle dinleyen ve anlattıklarıma değer veren birinin olmasını istiyorum” dedi.

Bu örnekler iş dünyasında da oldukça çok. Kodak’ın efsane kurucusu ve yöneticisi George Eastmen yeni kurduğu bir tesis için mobilya alımı yapacaktı. Ona teklif vermek isteyen Superior Seating Company’nin başkanı James Admson ile randevulaştılar. Randevuya girmeden önce Adamson’ı Eastman’in çok disiplinli olduğu, sözünü kısa tutup ne talep ettiğini belirtmesi konusunda uyardılar. Ancak Adamson ofise girer girmez Eastman’e odasının ne kadar güzel olduğunu söyledi ve köşede duran bir vazoyla ilgili sohbete girişti. Eastman kendini derin ve keyifli bir söyleşinin içinde buldu ve tabii ki mobilya alımını da Admson’un şirketinden yaptı.

9-HATALARINIZI KABUL EDİN Hataları kabul etmek, bazen problemlerin ortadan kalkmasını sağlar. Bruce Harvey, bir çalışana yanlış maaş verilmesine neden oldu. Kendi hatası olduğunu anladığında, bunu hemen patronu ile paylaşması gerektiğini düşündü. Kendinden emin bir şekilde, patronunun karşısına geçti ve “Bir hata yaptım, bir çalışanın maaşını yanlış verdim. Bunu düzelteceğim” dedi. Ancak, patronu, “Bu senin değil, İK’nın hatası” diye yanıt verdi. Harvey ise ısrarla hatanın kendisine ait olduğunu söylemeye devam etti.Bunun üzerine patronu eğer hatanın kendisinde olduğuna inanıyorsa gidip düzeltmesini istedi ve böylelikle kimse Harvey’i suçlamadan sorun çözümlenmiş oldu. Üstelik Harvey patronun gözündeki dürüst ve sorumluluk sahibi algısını güçlendirdi. Bir sanat yönetmeni olan Ferdinand E. Warren da çalıştığı şirkette birtakım hatalar yaptığını fark etti. Aslına bakılırsa şirketin yöneticileri hataya karşı hoşgörülü de değildi. Warren’i hatalarını bildirmek için yanına çağırdılar. Warren’ın tepkisi ise, “Evet çok haklısınız. Çok hata yaptım. Benim yüzümden şirket çok zarara girdi. Bu hatayı bir daha yapmayacağım” şeklinde oldu. Bu tepki karşısında hataya tahammülü olmayan yöneticiler bile “O kadar büyük bir sorun değil, birlikte hallederiz” diyerek Warren’e karşı yapıcı bir yaklaşım sergiledi.

10-TALİMAT VERMEYİN, SORUN! Bu kitabı hazırlarken ünlü yazar Ida Tarbell ile konuştum. Ida Tarbell, Owen D. Young’ın hayatını yazıyordu. 3 yıl onunla birlikte aynı masa etrafında oturduğunu söyleyen Tarbell, Young’ın bir kere bile kimseye emir vermediğini söyledi. Yani “Şunu yap bunu yap” demek yerine “Şunu yapsan sence de iyi olmaz mı?” diyordu. Bu yöntem, hata yapanların çok kolayca hatalarını telafi etmesine neden oluyordu. Hata yapan kişiye gurur veriyor ve kendini önemli hissetmesini sağlıyordu. Ian McDonald, Güney Afrika’da küçük bir işletmenin genel müdürü. McDonald bir gün çok büyük bir miktarda üretim yapması için talep aldı. Ancak istenilen ürünü zamanında yetiştirebilmesi için çok az bir zamanı vardı. Bu durumu anlatmak için çalışanlarla toplantı yaptı. “Üretimi artırın, daha hızlı çalışın” demek yerine bu işi gerçekleştirmenin tüm şirket ve çalışanlar için ne kadar önemli olduğunu anlattı. En sonunda da “Biz bu işi yapabilir miyiz?” diye sordu.

Çalışanlarından işi en iyi şekilde gerçekleştirmek için önerilerini söylemelerini rica etti. Sonuç olarak tüm çalışanların katılımıyla alınan sipariş zamanında tamamlandı.

11-ÖVGÜYÜ İHMAL ETMEYİN Bu başlığı en güzel anlatan örneklerden birini, McKinley’in seçim sırasında hazırladığı konuşma metni oluşturur. Rakiplerin önüne geçirecek olan konuşmanın sıradan olmaması ve insanları etkilemesi gerekiyordu. Bunu çok provakatif yapmamalı, ne demeye çalıştığını güzel cümlelerle anlatmalıydı. Bu nedenle yardımcıları ona güzel bir konuşma metni hazırladı.

Fakat bu konuşma onun karakteriyle örtüşmüyordu. Yardımcılarını karşısına aldı ve “Çok güzel bir konuşma hazırlamışsınız. Bu daha iyi yazılamazdı, ancak sizce bu konuşma benim anlatmak isteğim duruma uygun mu?” diye sordu. Ardından da kağıda istediği şeyleri mavi kalemle çizerek anlattı. Akşam elinde onun istediği gibi bir metin vardı ve o dönem en güzel konuşmalardan birini gerçekleştirdi.

The Wark inşaat şirketi Philadelphia’da bir bina inşa ediyordu. Binanın yapımı sorunsuz ve tam zamanında gerçekleşecekti. Ancak taşeron şirketlerden bir tanesi sorun çıkarmaya başladı ve zamanında işini bitiremeyeceğini belirtti. Brooklyn’de yer alan bu taşeron şirkete telefonlar açıldı, kavgalar edildi ancak sorun çözülemedi. İşi çözmesi için Bay Gaw görevlendirildi. Gaw, taşeron şirketin sahibiyle konuşurken söze, “Farkında mısınız Brooklyn’de sizin isminizi taşıyan başka biri yok” diyerek girdi. Şirketin sahibi bu duruma şaşırdı ve ailesini anlatmaya başladı. Sohbet ilerledi ve birlikte yemeğe çıktılar. Yemeğin ardından taşeron şirketin patronu, “Buraya neden geldiğini biliyorum. Görüşmemizin bu kadar güzel geçeceğini düşünmemiştim. Şirketine söyle işler zamanında halledilecek” dedi. Gaw konuyu açmamıştı ama görüşme çok başarılı geçmiş ve şirket istediğini elde etmişti.

Video

Yargılamadan Önce Bir kez daha Düşünün :)

Etiket Bulutu

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: